İnnoFed
TURKISHTIME MAKALELERİ
Bilgi çağındayız, bilgiden bahseden yok
Yenilik mi, İnnovasyon mu Yaratıcılık mı kargaşasını bırakalım, işimize bakalım
Sigorta Sektöründeki Satış Yöneticilerinin 2006-2007 Planları Araştırması
Devlet Politikası Olarak İnnovasyon
Artık biraz daha farklı düşünmeye başlamanın zamanı gelmedi mi?
Yazarın diğer makaleleri için lütfen tıklanız.
MAKALE TALEP FORMU
Yeni makalelerin mail adresinize gelmesini istiyorsanız,
lütfen formu doldurun.
Ad Soyad:
E-Mail:
                    

Bilgi çağındayız, bilgiden bahseden yok

Ülke olarak geleceğimizden gerçekten endişeleniyorum. Bunun en temel sebebi, üzerinde durmamız gereken yaşamsal öneme sahip konular zinhar gündeme gelmezken, bizi çok da fazla ilgilendirmeyecek olan konular gündemin ve tartışmaların baş köşesinde endam edip duruyor. Nereye baksam, hangi yayını açsam karşımda ne söylediği de tam anlaşılamayan bir iktisat düşüncesiyle karşılaşıyorum. Ülkemizde iktisadi düşünce (daha doğrusu 'konuşma') hayatı iki şekilde cereyan ediyor. Bir yanda derin bir 'indi-çıktı iktisadı', biteviye borsanın, dövizin, faizin, enflasyon haddinin, cari işlem açığının ve bunlar gibi daha bilmem ne kadar farklı değişkenin ne kadar indiği ve ne kadar çıktığıyla, bu inişlerin nereden kaynaklarını usanmadan anlatıp duruyor. Televizyon seyreden kafalar da buna koşut olarak her saniye bir aşağı bir yukarı oynayıp durduğundan ve bu hareketi senelerdir durmaksızın tekrarladığından temelli sersem olmaya başlıyor. Sonunda, inip çıkmalarla sersemleşen beyinler, aslında gözlerinin yukarıdan aşağıya değil de en geniş açıyla sağdan sola ve ileriye bakması gerektiğini hatırlayamaz hale geliyor.

Oysa ekonomik ve ticari başarı, etrafta olan biten değişimleri herkesten önce görebilmek ve ileriyi herkesten önce seçebilmekle mümkün. Ama ülkemizde artık ayakkabı boyacılarının bile günlük hayatının bir parçası haline gelen bu 'indi-çıktı iktisadı' ne yazık ki gerçek iş adamlarıyla potansiyel girişimcileri başarının gerektirdiği bakış açılarını oluşturma konusunda köreltiyor. Asıl meselenin gerek birey, gerek şirket ve gerekse ülke olarak 'strateji' oluşturmak olduğunu, strateji oluşturmak için de geniş ve vizyoner bir bakış açısı gerektiği gerçeğini bulandırıyor.

Karşımızda bizleri olması gereken bakış açılarından alıkoyan ikinci bir genel yaklaşım daha var ki bu da ekonomik hayata yalnızca makro değişkenler açısından bakma yaklaşımı. Televizyonlar, gazeteler, toplantılar hep faiz hadleri, bütçe açıkları, sermaye hareketleri gibi makro değişkenler üzerine bilgiler, veriler ve fikir beyan edenler tarafından işgal ediliyor. Bu, aslında iktisat biliminin iki yüz yıldır dünyayı anlamakta kullandığı yöntemin bugünü de açıklayabileceği varsayımına dayanan bir yaklaşım. Zira iktisadi düşünce iki yüz yıldır ekonomik analizini emek, sermaye ve toprak kategorilerine dayandırıyor. Kalkınma ve büyüme de, haliyle,  emek verimliliğindeki ve sermaye yatırımlarındaki artış ile açıklanmaya çalışılıyor. O nedenle de ülke kalkınmasını bu iki üretim faktöründeki artışın sağlanmasıyla mümkün olabileceğini söyleyip duruyorlar. Yani, ya emek verimliliği arttırılacak, ya da sermaye yatırımları çoğalacak veya her ikisi birden olacak. Ulusal tasarruf oranlarının düşük olduğu bizim gibi ülkelerde de büyüme için yabancı sermaye girişine bel bağlanacak.

İşte ülkemizin ve şirketlerimizin, içinde yaşamakta olduğumuz küresel ekonomide büyümelerinin bu çerçevede mümkün olabileceği tarzındaki görüşler nedeniyle meselenin gerçek temelleri bir türlü kavranılamıyor ve ülke olarak yanlış şeyleri konuşmaktan doğruları konuşmaya bir türlü yönelemiyoruz.

Bir ülkenin kalkınması için emek ve sermayeden çok daha önemli bir şey var: Yeni Fikirler. Bir ülkenin veya bir şirketin ve dahası bir bireyin zenginleşmesinde tasarruf ve yatırımlardan ve hatta eğitimden bile daha önemli olan en yaşamsal unsur işte bu: Yeni fikirler. Bunun ne kadar doğru olduğunu anlamak için ABD ekonomisinin 1950'li yılların ortasından bu yana elde etmiş olduğu olgusal büyümeye bir bakmak yeter. Amerika son elli yıl içinde sağladığı mucizevi kalkınmayı çok büyük ölçüde geliştirdiği 'yeni fikirlere' borçlu. Yani innovasyona. Bir de elbette artan dış ticarete.

Bu yeni fikirler ise bilgisayarın icadından tutun da, en yeni üretim teknolojilerinin, silikon yongaların, işletim sistemlerinin, yönetim metotlarının, pazarlama yöntemlerinin, 'fast food' adı verilen restorancılık modellerinin, mucizevi ilaçların, Lipitor'un, Viagra'nın, Wal-Mart perakendecilik modelinin, outsourcing ve offshoring çözümlerinin, Microsoft'un, Intel'in, Google'ın, Starbucks'ın, ucuz havayolu taşımacılığının (Southwest), biyoteknolojinin, nöroteknolojinin ve saymaya bu dergi sayfalarının yetmeyeceği daha binlerce yeniliği içeren innovasyonlardan şeklinde tezahür ediyor. Tümü de insanlar için ve insanlık için çok önemli yararlar sağlayan, dünya yüzeyine daha önce hiç olmayan yepyeni değerler getiren fikirler bunlar.

Ülke kalkınması artık ağırlıklı olarak 'yeni fikirler'le ilgili bir konu. O nedenle artık ortada konuşulan makro-ekonomik kategorilerin ötesine geçmek ve tüm ülke olarak bu yeni fikirleri nasıl oluşturabiliriz, hangi yeni alanlarda başarı imkanlarımız olabilir, hangi yeni teknoloji sektörlerinde rekabet üstünlükleri yaratabiliriz, innovasyon ekosistemini nasıl oluşturabiliriz gibi konular üzerinde durmamız gerekir. Hem de süratle.

Zira içinde yaşadığımız yıllar, bilgi çağı denilen dönemin oldukça ilerlemiş bir aşaması olmasına karşın bizler bilgiyi nasıl üretebiliriz, bu bilgi nasıl bir şeydir, bilgi ekonomisinden ne anlıyoruz gibi konulara daha teğet bile geçmekten uzağız. O nedenle de varsa yoksa döviz kurları, faiz hadleri, bütçe açıkları, yabancı sermaye hareketleri.

Peki size soruyorum, yabancı sermayeyi çekmek için hangi sektörlerimiz cazibeye sahiptir? Tekstil mi? Ayakkabıcılık mı? Elektronik mi? Hırdavat mı? Oyuncak mı? Mobilyacılık mı? Otomotiv mi? Hangileri? Bu alanlarda bizim rakip ülkelere göre yabancıya sağlayabileceğimiz ne gibi üstünlüklerimiz var? Ayrıca bu alanlarda eğer onlar buraya yatırım yapmayı seçmeyi düşünürlerse buraya gelecekler. Peki ya seçmezlerse? Ya gelmezlerse? O zaman ne yapacağız? Oturup bekleyecek miyiz? İnsanlarımızı bu durumlarda nasıl istihdam edeceğiz? Emek verimliliğini arttırarak mı? Tekstilde mi? Peki ne kadar? Uzak doğuda düz tekstil işleri senden %60 daha ucuza üretilebilirken emek verimliliğini ne kadar yükseltip de bunlarla rekabet edebileceksin?

Bizim yeni fikirlere ihtiyacımız var. Şiddetle. Youtube fikirlerine. Flickr fikirlerine. Google fikirlerine. iPhone fikirlerine. McDonalds fikirlerine. Starbucks fikirlerine. IKEA fikirlerine. ZARA fikirlerine. Infosys fikirlerine. İnsanlarımıza, girişimcilerimize, iş adamlarımıza yanlış hedefler gösteriyoruz. Bütçe açıklarını konuşmak girişimcinin, iş adamının işi değildir. Döviz kuru tahmini yapmak iş adamının işi değildir. Onların tek yapacağı, bu konularda bir genel 'beklenti' oluşturmaktan öte bir şey olamaz. Kaldı ki ekonomi kompleks (karmaşık) bir sistemdir ve bu sistemin işleyişi milyarlarca değişkenin etkileşimiyle oluşur. Bu milyarlarca değişkeni de ne insanoğlu ne de süper bilgisayarlar proses edip işleme yeteneğine sahip değillerdir. Olamazlar. O yüzden tahmin oyunu oynamaktan bir an önce vazgeçip herkes kendi işine bakmalıdır.

***

İş adamının işi yeni fikir üretmek olmalıdır

İktisat bilimi 'yeni fikir' konusunu nasıl ele alacağını bilmez. İktisat biliminde innovasyon, büyümeyi açıklayan denklemin içinde bir değişken olarak yer almaz. Teknoloji ve innovasyon iktisat bilimi için 'dışsal' faktörlerdir. Yani, nasıl işlediklerine dair bir model geliştirilemeyen, o nedenle beklenti modellerinin içine dahil edilmeyen dışsal faktörler. İsterseniz daha da açık söyleyeyim: İktisat bilimi ve iktisatçılar, innovasyon konusunu nasıl açıklayabileceklerini bilmezler. Bu konuya en fazla yaklaşabilecekleri kavram işgücüm verimliliğidir. Ama 'yeni fikirler' nasıl oluşur konusunda iktisat biliminin size ya da kendilerine söyleyebileceği hiç bir şey yoktur.

Oysa bilgi çağında ülke kalkınması innovasyonla, yeni fikirlerle, yeni teknolojilerle olur. Peki dünyayı açıklama modelleri içinde bu saydığım unsurların hiç birine yer vermeyen ve bu faktörleri 'dışsal' kabul eden bir düşünce sizin şirketinizin geleceği ya da ülkemizin nasıl zenginleşebileceği konusunda ne söyleyebilir?

Ulusların zenginliği ve büyümesi, devletlerin büyümeyle sağlanamaz. Tersine, ulusların zenginliği, o ulusun girişimci yetiştirebilme kapasitesine bağlıdır. Bu girişimciler ise yeni fikirler ve yeni şeyler geliştirebildikleri sürece yurt içinde ve yurt dışında satılabilecek yeni ve farklı değerler yaratılabilir. Üstelik bu fikirler ve şeyler daha önce hiç düşünülmemiş yepyeni ihtiyaçları karşılayabildiği ve bu ihtiyaçların kitlesel hale gelmesini sağlayabildikleri takdirde fiyat ve kar baskısı altında kalmadan satış yapar ve para kazanabilirler.

Yoksa rekabet üstünlüğünün doğal olarak artık elinden kaymış olduğu alanlarda emek verimliliğini arttırsan ne olur, arttırmasan ne olur? Adam (Steve Jobbs) Ocak ayında iPhone adında, içinde hem iPod, hem internet olan bir cep telefonunu dünyaya ilk kez takdim ediyor ve bunun fiyatının $499 olacağını ilan ediyor. İlk yıl için bekledikleri telefon satış adedi fazla değil: Sadece 10 milyon. İkinci yıldan itibaren satış adetleri haliyle artacak. Bu 'yeni fikrin' pazara sürüldüğü bu yıl beklenen ciro 5 milyar dolar. Biz ne konuşuyoruz Allah aşkına? Ne FED faizi, ne ülkeden çıkan Arap sermayesi, ne Amerikan dolarının çökme tehlikesi, ne ABD bütçe açıkları, ne cari açıklar. Adamın işi 'yeni fikir' üretmek. Ürettiği tek bir yeni fikir bile ilk yılındaki cirosuyla Türkiye'nin 'en büyük ikinci sanayi şirketi' olmaya aday. Sahi, paranız olsa böyle bir fikre sermaye yatırmayı düşünmez miydiniz?

Peki o zaman sermayenin geleceği daha doğrusu gelmek için can atacağı alanlar belli değil mi? Bunlar yaratıcı, yenilikçi ve bu sebepten dolayı ortalamanın üzerinde kar getirecek olan iş fikirleri değil mi? Bu durumda bizlerin bireyler, şirketler ve ülke olarak asıl neyi konuşmamız gerekiyor? Yüksek reel faizlerle hareketli sermayeyi ülkeye çekmeyi mi, yoksa bizim yeni fikirlerimize para yatıracak gerçek yatırım sermayesini mi? Hangisini?

***

Yeni fikirleri nasıl üretebiliriz?

• Önce eski kötü fikirleri unutmaya başlayarak.
• Bir şirket olarak sizin asıl işinizin yeni iş fikirleri, pazarlama fikirleri, maliyet düşürme ve hız arttırma fikirleri, ürün ve hizmet fikirleriyle sizi farklılaştırmayı sağlayabilecek olan tüm fikirleri durmaksızın üretmek olduğunu unutmayarak.
• Sizin asıl işinizin Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kimin kazanacağı konusunda spekülasyonlar yapıp uzun vadeli yatırım stratejilerinizi bu tahminlere dayamak olduğu fikrinden vazgeçerek (Elbette devlete iş yapan müteahhit değilseniz).
• Siz ne derseniz deyin, döviz kurlarının seviyesi üzerinde fazlaca etkiniz olamayacağını bilip bu konulara fazla kafa takmadan işinize bakarak,
• Hükümetin bütçeyi açarken size sormadığını hatırlayıp, kapatırken de size sormayacağını bilip, üstünüze vazife olmayan konulara sabah akşam değerli vaktinizi boşa harcamayarak. Siz iktisat hocası değilsiniz. İş adamısınız. Bırakın bu konuları iktisat hocaları konuşsun. Siz "ne üretip ne satarsam ve bunu nerelerde nasıl yaparsam daha iyi para kazanabilirim" sorusuna akıllı cevaplar üretir ve bunları başarıyla uygulamaya koyarsanız biz millet olarak size daha çok minnettar kalırız. Siz de böylece döviz kurunun düzelmesini beklemeye gerek kalmadan yeniden güzel para kazanmaya başlayabilirsiniz. Ayrıca yanınızda daha çok insana iş olanağı sağlar, ülkeye daha çok vergi katkısında bulunursunuz.
• Şirketinizin kapısına dayanıp "Sizin ilacınız yeniden yapılanmaktır" diyen danışmanlardan uzak durursanız. Sizin probleminizin asıl kaynağı çok büyük olasılıkla şirketinizin dışındadır. Rekabet gücünüzü kaybetmenizdedir. Şirketinizin içindeki yapı bozuklukları çoğu kez sizin asıl derdiniz değildir. İçeriyi halledersek dışarısı da olur diye düşünmeyi bırakıp yeni rekabet fikirleri geliştirmediğiniz sürece işiniz zor olacaktır. 'Yeniden Yapılanma' lafını, şirketinizde konuşulması yasak olan bir kavram haline getirin. Unutmayın: Organizasyon şemasını değiştirmekle Çin rekabeti savuşturulmaz.
• Büyümenin ve zenginliğin kaynağının yeni fikirler olduğunu idrak etmeye başladığınız zaman yeni fikriler üzerine düşünmeye başlayabilirsiniz. İnanmak ise yapmanın yarısıdır.

Tüm bu söylediklerimden sonra hükümetlere 'makro' anlamda nasıl bir görev düştüğünü sorarsanız, söyleyeceğim şudur: Bilginin arttırılması ve büyümesi ile yeni fikirlerin gelişebileceği ortamları hazırlamak hükümetlerin en önemli görevidir. Hatta en az para ve maliye politikaları kadar, belki de onlardan bile daha önemlidir. Hükümetlere para ve maliye politikaları konusunda akıl veren çoktur ama bilgi çağında bilgi ve yeni fikir geliştirme politikaları konularında ne yazık ki ortada söylenen tek bir söz bile yoktur. Hepimizin asıl ihtiyacı olan şey para kazandıracak yeni fikirler ve bu fikirleri yeşertecek olan teşvik edici bir ekosistemdir.

Başa Dön

Haberler  
Yaratıcı Düşünce

Temel Beceri Eğitimlerimize bir yenisi daha eklendi: "Yaratıcı Düşünce".

Bu iki günlük program, katılımcıların, yaratıcılık, zeka geliştirm...


TÜRKİYE 2. İNNOVASYON KONFERANSI

6 KASIM 2007, LÜTFİ KIRDAR, İSTANBUL

Bu yıl ikincisini düzenlediğimiz "Türkiye İnnovasyon Konferansı" ülkemizdeki herkes i...


Yayınlar  

DENEYİM İNNOVASYONU
FED TRAINING
2006 – Fed Training

"İnnovasyon" konusunu Türkiye'nin gündemine sokmuş olan , ülkemizde tüm zamanların en çok satan iş kit...


İŞ MODELİ İNNOVASYONU
FED TRAINING
2006 – Fed Training

Pek çok sektörde yaygın hale gelen karsızlık ve bunun sonucunda ortaya çıkabilecek büyüme krizi, berab...


İNNOVASYON
2007 – Fed Training

İnnovasyon bugün tüm şirketlerin en önemli gündem maddesi. Kârlı büyümek ve hatta hayatta kalmak için ...

FED Training
Nispetiye Cad.Güvercin Sok.
No 11 1.Levent-İstanbul
Tel:(212) 284 4 284
Fax:(212) 284 42 85
fedtraining@fedtraining.com.tr
© 2006 Fed Training